lunedì 25 marzo 2013

Türkiye'de Sanayileşme Tarihi'nden Notlar

1
Türkiye, daha Osmanlı Devleti'nin son döneminde, Tanzimat reformlarının ardından sanayileşmeye başlamıştı. İzmir'de, Çukurova'da -Adana ve Mersin çevresinde-, Kocaeli'nde, İstanbul çevresinde, büyük atölyeler ve fabrikalar kurulmaya başlanmıştı. Osmanlı devletinin son yıllarında, Osmanlı sanayi işçileri sendikalar kurmaya başlamış, "Amele Birlikleri" kurulmuş, hatta bazı sanayi işçileri de, İştirakçi Hilmi'nin liderliğinde Osmanlı Sosyalist Fırkası'nda bir araya gelmişlerdi.
Osmanlı sanayisinde, daha çok dokuma sanayii, tütün işleme sanayii, maden işleme sanayii, gıda sanayii gibi sanayi alanlarında gelişmeler olmuştu. ama, Osmanlı devleti, önce Balkan Savaşı'na, sonra da Birinci Dünya Savaşı'na katılınca, Osmanlı sanayii de geri kaldı, hatta bir çok atölye ve fabrika savaş koşullarında zararlar gördü, çoğu da kapanmak zorunda kaldı.
ama, sonra, Ulusal Kurtuluş Savaşı yıllarında, ve sonra da, Türkiye Cumhuriyeti'nin ilânı ardından, bir çok yeni atölye ve fabrika açıldı. halk, sanayide ve tarımda yenilikler yapılması için çaba harcadı. 
2
Türkiye sanayii, 1923'de Cumhuriyet'in ilânı ardından, İkinci Dünya Savaşı yıllarına kadar, kısa bir sürede gelişti, Türkiye'nin her tarafında büyük atölyeler ve fabrikalar kuruldu. "devletçi ekonomi" döneminde, açılan atölyelerin ve fabrikaların çoğu, devletin himayesinde ve devletin sanayi teşkilâtlarının çabaları ile kuruldu. Türkiye'nin başlıca sanayi bölgeleri de, Osmanlı dönemindeki gelişmeleri sürdürecek biçimde oluşmuştu. İstanbul çevresi, Kocaeli, İzmir, Adana-Mersin çevresi, Eskişehir, Kayseri gibi sanayi bölgeleri oluşmuştu.
1923'de, İzmir İktisât Kongresi'nde halkın temsilcileri, Mustafa Kemal Paşa liderliğinde bir araya gelmişlerdi. İzmir İktisât Kongresi'nde alınan ekonomik kararlar, toplantıların sonuçları, sonraki ekonomik faâliyetleri tâyin etmişti, sanayileşme çabaları da, İzmir İktisât Kongresi'nin sonuçlarına göre gerçekleştirilmişti.
Şeker Fabrikaları, Kâğıt Fabrikaları, Tütün İşleme Fabrikaları, Dokuma Fabrikaları, Maden İşleme Fabrikaları gibi yaygın ve büyük fabrikalar kuruldu.
3
Türkiye'de sanayileşme, bankaların kurulması ile daha da gelişmişti. sanayi sermayesinin gelişmesinde, bankacılığın gelişmesinin yararları olmuştu. devlet bankaları, daha sonra da özel bankalar kuruldu. sanayi ile bankacılık bir süre sonra birbiri ile ilişkilendi, hatta bütünleşti. 
Türkiye'de sanayileşme, İkinci Dünya Savaşı sonrası, özellikle de 1950'den itibâren, Demokrat Parti hükümeti yıllarında yeni bir gelişme dönemi yaşadı, hem fabrikalar çoğaldı, hem de farklı sanayi alanlarında gelişmeler oldu. 
"köyden kente göç" akımı ile, kentli nüfûs arttı ve kentlerdeki sanayi işletmeleri çoğaldı, sanayi işçilerinin sayısı arttı, bir süre sonra işçi sendikacılığı yaygınlaştı. 1946 Sendikacılık Hareketleri ardından, 1952'de Türkiye İşçi Sendikaları Konfederasyonu, Türk-İş, kuruldu. sanayide, toplu sözleşme dönemi başladı, ücretli çalışma koşullarında değişiklikler oldu. 1963'de, CHP hükümeti sırasında, işçi hakları, grev ve lokavtlı toplu sözleşme hakları yasallaştırıldı, çalışma alanında reformlar yapıldı.
sanayileşme koşulları değişirken, sanayide yerleşmiş bir işçi ve teknisyen nüfûs oluştu, mühendisler yetiştirildi, sanayiciler de sanayi odalarında teşkilâtlandılar.
bu dönemde, "karma ekonomi"nin kurallarına göre bir sanayi politikası uygulanmıştı. bir yandan, devletin sanayi alanındaki faâliyetleri sürerken, bir yandan da özel sektör sanayiciliği yaygınlaştı, bir çok özel firma sanayi işletmeleri kurdu.
4
Türkiye'de sanayileşme, özellikle 1950'den itibâren, dış ekonomik ilişkilere bağlı olarak gelişmişti. Türkiye'nin bir ithalât ve ihracât hacmi vardı, bu hacimde değişiklikler oldu, bu değişiklikler de sanayi üretimine bağlı olarak gerçekleşmişti.
sanayi, gittikçe, dış ticâret ilişkileri ile bağlanmıştı. başka devletler ve başka ülkelerin özel sektör kurumları ile Türkiye'deki sanayi işletmeleri ve sanayi üretimi arasında ilişkiler gelişti, hatta bir karşılıklı bağımlılık dönemi yaşandı.
bir çok yeni sanayi işletmesi, dış kredi ve teşviklerle kurulmaya başlandı, uluslararası sanayi firmalarının Türkiye'de temsilcilikleri -acenteleri- kuruldu, Türkiye, büyük bir "pazar" olarak kabûl edilirken, Türkiye'de üretilen bazı sanayi ürünleri de başka ülkelere ihrâç edildi.
5
Türkiye'de sanayileşme, tarımın gelişmesiyle de bağlı olarak gerçekleşmişti. bir çok sanayi işletmesi, tarımsal üretime bağlıydı, tarım ürünlerinin işlendiği fabrikalar yaygınlaşmıştı. örneğin, tütün işleme fabrikaları, pamuk işleme fabrikaları, üzüm işleme -şarap ve rakı- fabrikaları, ayçiçeği ve mısır işleme -yağ- fabrikaları gibi fabrikalar çoğaldı, yaygınlaştı.
tarım üretiminin modernleştirilmesi ihtiyacı, tarımda makineleşme çabalarını getirdi. tarım birliklerinin ve kooperatiflerin yaygın olarak kurulması da, tarım üretiminin modernleşmesi yönünde yenilikler getirdi, ve tarımdaki gelişmeler sanayi alanına yansıdı, sanayi üretimi ile tarım üretimi aynı dönemlerde yenilendiler ve güçlendiler.
tarımın ve sanayinin 1923'den itibâren gelişmesinde, "karma ekonomi" modelinin uygulanmasının önemi vardı. devletin tarım ve sanayi faâliyetleri ile özel sektör faâliyetleri, birbirine uyumlu bir biçimde yıllarca sürmüştü. sanayinin yaygınlaşması da, tarımın makineleşmesi ve gelişmesi de, "karma ekonomi" modelinin uygulanması ile olanaklı idi.
2000'li yıllarda, sanayi üretiminin hem Türkiye'deki, hem de dünyadaki koşullarında bazı değişmeler oldu, ama, sanayi üretiminin esas özelliklerinde ciddî bir değişme yaşanmadı.
sanayi, yine tarım üretimine ve bankacılık faâliyetlerine bağlı, yine bir ithalât ve ihracât düzeni içinde sürüyor, bir "iç pazar"-"dış pazar" ilişkileri sistemi ile koşullanıyor. sanayide, özel firmaların ağırlığının artması da, dünya ekonomisi içinde Türkiye'nin yaşadığı tarihin bir sonucu. eskiye göre, dünya ekonomisine göre daha çok koşullanan bir sanayi var Türkiye'de.
SİNAN ÖNER

sabato 9 febbraio 2013

Osmanlı-Türkiye Tarımsal Üretim ve Mülkiyet (2)

1
Osmanlı Köylüsü'nün yaşadığı sorunlar, çeşitli tarihçilerce ele alınmıştı. Osmanlı topraklarının genişliği düşünüldüğünde, köylü nüfûsunun neler yaşadığına meraklanmak doğaldır. Balkan köylüleri, Arap köylüler, İç Anadolu köylüleri, Ege köylüleri, Osmanlı Devleti'nin sahip olduğu toprakların köylüleri, bir "tarım ve mülkiyet düzeni"nde yaşamaya mecbûrlardı. köylüler söz konusu olduğunda, köylülere uygulanan vergiler tartışılır. Osmanlı "vergi sistemi"nin köylüler açısından neler getirdiğini, Osmanlı iktisât tarihi araştırmaları yapan tarihçiler ele almıştı. Osmanlı köylülerinin tarım üretimi, dünya ekonomisi açısından ne anlama gelmekteydi, bu da tarihçilerin ele aldığı konulardan biridir.
Osmanlı toprakları, köylülerin "mülk"ü değildi, tarım üretimi yapılan topraklar, Osmanlı Sarayı'na ait topraklardı, köylülere kiraya verilmekteydi. köylüler, Osmanlı toprağında "kiracı" olarak yaşıyorlar, çalışıyorlardı.
Osmanlı tarımında uygulanan "devlet mülkiyeti sistemi", tarihçilerin, başka sosyal bilimlerle uğraşan araştırmacıların en çok tartıştığı bilgi konularından biridir. "Asya Tipi Üretim Tarzı" ve "Avrupa Feodalizmi" varken, bir de "Osmanlı Devlet Mülkiyeti" vardı. Osmanlı toplumunun "feodal" olup olmadığını tartışan araştırmacılar, Osmanlı mülkiyet ilişkileri ile Avrupa'daki mülkiyet ilişkilerini ve Asya toplumlarının mülkiyet ilişkilerini karşılaştırıyorlardı.
2
Osmanlı tarımının yüzyıllar sürmüş tarihinde, "feodal" hatta "köleci" bazı kalıntılar olması doğal bir gerçek idi. Osmanlılar, "köleci" ilişkileri Osmanlı devleti ile Osmanlı halk arasında zaman zaman uygulamışlardı, Osmanlı Sarayı açısından Osmanlı halkı "köle" olmaya müsâit idi. Osmanlı "feodalizmi" ise, köylülerle ilişkilerinde Osmanlı memûrlarının ve Osmanlı devleti ile işbirliği yapan yerel zenginlerin -"beyler"- uyguladığı bir metod idi, "feodalizm", tarım üretimi ve mülkiyet ilişkileri açısından bir metod idi, ihtiyaç duyduğunda Osmanlı devlet yöneticileri, "feodalizm"i kullanmışlardı.
Osmanlı Devleti'nin yıkılış yıllarında, Batılı şirketlerle ve devletlerle anlaşmalar yapan Osmanlı devlet yöneticileri, Osmanlı köylülerinin yaşayış koşullarında bazı değişiklikler yapmayı kararlaştırmışlardı. Osmanlı köylülerinin yaşayış koşullarının çeşitli yönleriyle değiştiği bir yüzyıldı 19. Yüzyıl.
3
Osmanlı Devleti'nin yıkılması ile, köylüler, "millî" bir karakter kazanmışlardı, artık, Nâzım Hikmet'in yazdığı gibi bir "Türk köylüsü" vardı. Türkiye Cumhuriyeti'nin kuruluşunda, köylülerin vazgeçilmez bir rolü vardı; Mustafa Kemal Atatürk'ün "köylü, milletin efendisidir" derken, tarihsel bir gerçeği anlattığını, sosyal ve ekonomik açıdan da, Cumhuriyet reformlarında köylülerin rolünü işâret ettiğini hatırlıyoruz. 1923'te İzmir'de toplanan İzmir İktisât Kongresi'nde de, köylülerin temsilcileri ağırlıklıydı, Türkiye'nin yeni sosyal, siyasî, hukukî, ekonomik atmosferinde, köylüler de değişiyordu, köylülerin etkinliği ve ağırlığı çoğalıyordu.
Cumhuriyet reformları arasında, köylülere uygulanan bazı vergilerin kaldırılması ve vergi hukukunda değişiklikler yapılması vardı. "mülkiyet ilişkileri" de değişiyordu. köylüler, Cumhuriyet reformları ile, toprakları "mülk" edinebileceklerdi, bazı topraklarda hâlâ "devlet mülkiyeti" vardı, ama, Türkiye'nin bir çok bölgesinde köylülerin topraklara "özel mülkiyet"i uygulanmaya başlamıştı. "tarımın kapitalistleştirilmesi" de, Cumhuriyet reformları ile hızlandırılmıştı, özellikle 1950-1960 arasındaki Demokrat Parti Hükümeti yıllarında, "tarımın kapitalistleştirilmesi" politikası uygulanmıştı. Osmanlı toplumunun bir çok özelliği, Cumhuriyet reformları ile geçmişte kalmıştı, halk değişmek istemiş ve hem Cumhuriyet Halk Partisi Hükümeti yıllarında, hem de Demokrat Parti Hükümeti yıllarında değişmişti, sosyal, siyasî, hukukî, ekonomik değişiklikler yapmıştı.
bir yandan da, "köy sosyalizmi" ya da toprakların "kamusal mülkiyet"i, "kooperatifçilik" ve "köy enstitüleri" ile "sosyal eğitim", Cumhuriyet reformları ile köylerde uygulanmaya başlamıştı. Cumhuriyet reformları ile, "tarımın kapitalistleştirilmesi", "sosyal köy ekonomisi", "kamusal ve özel mülkiyet" gibi birbirinden farklı eğilimler, metodlar, aynı anda uygulanmaya başlamıştı. "karma ekonomi" kavramının bir temeli de "tarım ekonomisi" idi.
"tarım kapitalizmi" ile "tarım sosyalizmi"nin uzun yıllar Türkiye'nin "karma mülkiyet ilişkileri"ni tâyin etme rekâbeti yaşadıkları da bir gerçek idi. böyle bir rekâbet içinde, ya "tarım kapitalizmi" ağır basmış, ya da "tarım sosyalizmi" ağır basmıştı. Osmanlı "feodal mülkiyet ilişkileri" ise çoktan geçmişte kalmış, bir çok yerde unutulmuştu.
SİNAN ÖNER
 

martedì 1 gennaio 2013

Osmanlı-Türkiye Tarımsal Üretim ve Mülkiyet (1)

1
Osmanlı Tarımı ve Osmanlı Toprak Mülkiyeti hakkında yazık ki yeterli tarih çalışması yoktur. ama, 20. Yüzyıl'da, Türkiye Cumhuriyeti kurulduktan sonra, tarihçilik alanında eserler vermiş tarihçilerin çoğu, Osmanlı Tarımı ve Toprak Mülkiyeti hakkında araştırmalar yapmıışlar, makaleler yazmışlardır.
Profesör Ömer Lütfi Barkan'ın "Türkiye'de Toprak Meselesi" kitabı, bu alandaki derleme eserlerin en önemlisi kabûl edilir. Profesör Barkan, Osmanlı Tarımı'nı (Ziraati'ni) ve Osmanlı Toprak Mülkiyeti'ni, bu kitaptaki çeşitli makalelerinde ayrıntıları ile ele almıştır. "iktâ sistemi"ni, "tımar sistemi"ni, Osmanlı vergi sisteminin tarihini, "artı-ürün"den alınan vergilerin tarihini, "öşür"ü, Osmanlı köylülerinin yaşadıkları "ekonomik sistem"i, Profesör Ömer Lütfi Barkan'ın kitabında okumak olanaklıdır. Profesör Barkan, Osmanlı'nın Balkanlar'ı "kolonize" etmeleri sürecini de ele almış, Osmanlı "kolonizasyonu" sırasındaki tarım sorunlarını yazmıştır.
Osmanlı tarihini araştıran araştırmacıların ilgilendiği bir konu da, "toprak ağalığı" konusudur. Muammer Sencer, "Toprak Ağalığının Kökenleri" kitabında, "toprak ağalığı"nı ayrıntıları ile incelemişti. Avrupa feodalizmi ile Osmanlı feodalizmi arasındaki farkları, Muammer Sencer'in kitabından anlayabiliriz.
Muzaffer İlhan Erdost'un "Osmanlı Mülkiyet İlişkileri" kitabı da, bu alanda yayınlanmış önemli eserlerden biridir. Erdost, bu kitabında, Bizans ekonomisi ile Selçuklu ekonomisinin Osmanlı ekonomisine etkilerini de ele almıştır.
Profesör Fuat Köprülü, Profesör Halil İnalcık, Profesör Şevket Pamuk, Profesör Zafer Toprak, Tarihçi Mustafa Akdağ, ve başka bir çok araştırmacı, araştırmalarında Osmanlı Tarımı ve Osmanlı Toprak Mülkiyeti hakkında bazı notlar yazmışlardır. ama, asırlarca sürmüş Osmanlı Tarihi'nin ekonomi boyutu hakkında daha çok ve daha ciddî eserler olması gerekirdi.
1968'lerde, Osmanlı Toplumu ile ilgili akademik tartışmalar yapılırken, bazı yeni bilgiler de yayınlanmıştı. meselâ, Osmanlı ekonomisinin Batılı anlamda feodal bir ekonomi olduğu tezi ile Asyatik bir feodalizmin geçerli olduğu -meselâ yaygın bir feodal devlet mülkiyeti- tezi, farklı akademik eğilimlerin tartışmalarına neden olmuştur. 
2
Osmanlı Tarımı, 19. Yüzyıl'da Batılılar'ın denetimine ve bazı yerlerde de sahipliğine geçmişti. 
Batılı tarım şirketlerinin, ticaret ve sanayi şirketleri ile Osmanlı'yı kuşatmaları, 19. Yüzyıl'ın bir gerçeği idi ve 20. Yüzyıl'a devrolundu. 1. Dünya Savaşı'na katılmak zorunda kalan Osmanlı'nın bu zorunluluğunun bir tarihi vardı ve bu tarihin bir boyutu da, Osmanlı Tarımı üzerinde Batılı şirketlerin tasarruf sahibi olmalarıydı. 
Osmanlı Tarımı'nın "feodal devletçi" özelliği, 19. Yüzyıl'da Batılı devletlerin yaşadığı sanayi devrimi ve kapitalistleşme süreci ile bağdaşmayan bir özellik idi, bir süre sonra da, Batılı kapitalist devletler ve şirketler, Osmanlı "feodal devletçi" yapıyı çözmüşler, dağıtmışlardı. Osmanlı Devleti'nin Batılı devletlere teslimiyetinin ekonomik bir temeli de, Osmanlı "feodal devletçi" yapıydı, Osmanlı Mülkiyet İlişkileri idi. Osmanlı Devleti, tarihî özelliklerini terk edemiyordu, ama, bir zorunluluk vardı ki, Osmanlı Devleti de, halk da, Batılı kapitalist devletlere bağlanmaktan başka çare bulamamıştı.
bu dönemle ilgili araştırmalar yapmış bir tarihçi de, Profesör Donald Quataert idi. yine, Profesör Stanford Shaw, Profesör Paul Dumont, Profesör İlber Ortaylı da, Osmanlı Devleti ile Batılı devletler arasındaki ekonomik ilişkileri araştırmışlar, eserlerinde yazmışlardı. 
1. Dünya Savaşı'nda, asırlar sürmüş Osmanlı Tarımı ile Osmanlı Mülkiyet İlişkileri yıkılmıştı. 1. Dünya Savaşı, Osmanlı Devleti'nin ve Osmanlı Toplumu'nun "final"i olmuştu
Türkiye Cumhuriyeti kurulurken, Osmanlı Tarımı'ndan ve Osmanlı Mülkiyet İlişkileri'nden devralacağı bir şey kalmamıştı, yeni bir tarım ve yeni mülkiyet ilişkileri yaratmak ödevi vardı.
SİNAN ÖNER