sabato 9 febbraio 2013

Osmanlı-Türkiye Tarımsal Üretim ve Mülkiyet (2)

1
Osmanlı Köylüsü'nün yaşadığı sorunlar, çeşitli tarihçilerce ele alınmıştı. Osmanlı topraklarının genişliği düşünüldüğünde, köylü nüfûsunun neler yaşadığına meraklanmak doğaldır. Balkan köylüleri, Arap köylüler, İç Anadolu köylüleri, Ege köylüleri, Osmanlı Devleti'nin sahip olduğu toprakların köylüleri, bir "tarım ve mülkiyet düzeni"nde yaşamaya mecbûrlardı. köylüler söz konusu olduğunda, köylülere uygulanan vergiler tartışılır. Osmanlı "vergi sistemi"nin köylüler açısından neler getirdiğini, Osmanlı iktisât tarihi araştırmaları yapan tarihçiler ele almıştı. Osmanlı köylülerinin tarım üretimi, dünya ekonomisi açısından ne anlama gelmekteydi, bu da tarihçilerin ele aldığı konulardan biridir.
Osmanlı toprakları, köylülerin "mülk"ü değildi, tarım üretimi yapılan topraklar, Osmanlı Sarayı'na ait topraklardı, köylülere kiraya verilmekteydi. köylüler, Osmanlı toprağında "kiracı" olarak yaşıyorlar, çalışıyorlardı.
Osmanlı tarımında uygulanan "devlet mülkiyeti sistemi", tarihçilerin, başka sosyal bilimlerle uğraşan araştırmacıların en çok tartıştığı bilgi konularından biridir. "Asya Tipi Üretim Tarzı" ve "Avrupa Feodalizmi" varken, bir de "Osmanlı Devlet Mülkiyeti" vardı. Osmanlı toplumunun "feodal" olup olmadığını tartışan araştırmacılar, Osmanlı mülkiyet ilişkileri ile Avrupa'daki mülkiyet ilişkilerini ve Asya toplumlarının mülkiyet ilişkilerini karşılaştırıyorlardı.
2
Osmanlı tarımının yüzyıllar sürmüş tarihinde, "feodal" hatta "köleci" bazı kalıntılar olması doğal bir gerçek idi. Osmanlılar, "köleci" ilişkileri Osmanlı devleti ile Osmanlı halk arasında zaman zaman uygulamışlardı, Osmanlı Sarayı açısından Osmanlı halkı "köle" olmaya müsâit idi. Osmanlı "feodalizmi" ise, köylülerle ilişkilerinde Osmanlı memûrlarının ve Osmanlı devleti ile işbirliği yapan yerel zenginlerin -"beyler"- uyguladığı bir metod idi, "feodalizm", tarım üretimi ve mülkiyet ilişkileri açısından bir metod idi, ihtiyaç duyduğunda Osmanlı devlet yöneticileri, "feodalizm"i kullanmışlardı.
Osmanlı Devleti'nin yıkılış yıllarında, Batılı şirketlerle ve devletlerle anlaşmalar yapan Osmanlı devlet yöneticileri, Osmanlı köylülerinin yaşayış koşullarında bazı değişiklikler yapmayı kararlaştırmışlardı. Osmanlı köylülerinin yaşayış koşullarının çeşitli yönleriyle değiştiği bir yüzyıldı 19. Yüzyıl.
3
Osmanlı Devleti'nin yıkılması ile, köylüler, "millî" bir karakter kazanmışlardı, artık, Nâzım Hikmet'in yazdığı gibi bir "Türk köylüsü" vardı. Türkiye Cumhuriyeti'nin kuruluşunda, köylülerin vazgeçilmez bir rolü vardı; Mustafa Kemal Atatürk'ün "köylü, milletin efendisidir" derken, tarihsel bir gerçeği anlattığını, sosyal ve ekonomik açıdan da, Cumhuriyet reformlarında köylülerin rolünü işâret ettiğini hatırlıyoruz. 1923'te İzmir'de toplanan İzmir İktisât Kongresi'nde de, köylülerin temsilcileri ağırlıklıydı, Türkiye'nin yeni sosyal, siyasî, hukukî, ekonomik atmosferinde, köylüler de değişiyordu, köylülerin etkinliği ve ağırlığı çoğalıyordu.
Cumhuriyet reformları arasında, köylülere uygulanan bazı vergilerin kaldırılması ve vergi hukukunda değişiklikler yapılması vardı. "mülkiyet ilişkileri" de değişiyordu. köylüler, Cumhuriyet reformları ile, toprakları "mülk" edinebileceklerdi, bazı topraklarda hâlâ "devlet mülkiyeti" vardı, ama, Türkiye'nin bir çok bölgesinde köylülerin topraklara "özel mülkiyet"i uygulanmaya başlamıştı. "tarımın kapitalistleştirilmesi" de, Cumhuriyet reformları ile hızlandırılmıştı, özellikle 1950-1960 arasındaki Demokrat Parti Hükümeti yıllarında, "tarımın kapitalistleştirilmesi" politikası uygulanmıştı. Osmanlı toplumunun bir çok özelliği, Cumhuriyet reformları ile geçmişte kalmıştı, halk değişmek istemiş ve hem Cumhuriyet Halk Partisi Hükümeti yıllarında, hem de Demokrat Parti Hükümeti yıllarında değişmişti, sosyal, siyasî, hukukî, ekonomik değişiklikler yapmıştı.
bir yandan da, "köy sosyalizmi" ya da toprakların "kamusal mülkiyet"i, "kooperatifçilik" ve "köy enstitüleri" ile "sosyal eğitim", Cumhuriyet reformları ile köylerde uygulanmaya başlamıştı. Cumhuriyet reformları ile, "tarımın kapitalistleştirilmesi", "sosyal köy ekonomisi", "kamusal ve özel mülkiyet" gibi birbirinden farklı eğilimler, metodlar, aynı anda uygulanmaya başlamıştı. "karma ekonomi" kavramının bir temeli de "tarım ekonomisi" idi.
"tarım kapitalizmi" ile "tarım sosyalizmi"nin uzun yıllar Türkiye'nin "karma mülkiyet ilişkileri"ni tâyin etme rekâbeti yaşadıkları da bir gerçek idi. böyle bir rekâbet içinde, ya "tarım kapitalizmi" ağır basmış, ya da "tarım sosyalizmi" ağır basmıştı. Osmanlı "feodal mülkiyet ilişkileri" ise çoktan geçmişte kalmış, bir çok yerde unutulmuştu.
SİNAN ÖNER