1
Türkiye tarihini politika ve ekonomi ilişkileri tarihi diye okumak, bir çok açıdan yararlıdır.
bu alanda, Osmanlı Devleti'nin yıkılış yıllarının getirdiği bazı örnekleri, tarihçiler araştırdılar ve yazdılar.
örneğin, Profesör Zafer Toprak, "Türkiye'de Millî İktisat" kitabında, Profesör Tarık Zafer Tunaya, "Türkiye'de Siyasî Partiler" kitabında, Profesör Feroz Ahmad, "Jön Türkler ve İttihât ve Terakkî" kitabında, Profesör Halil İnalcık, "Economic and Social History of Ottoman Empire" kitabında, Profesör Bernard Lewis, "Modern Türkiye'nin Oluşumu" kitabında, Osmanlı Devleti'nin politika ve ekonomi ilişkileri açısından tarihini araştırmışlardı.
Osmanlı Devleti, 19. Yüzyıl'da, önce 1839'da, İngiltere ile yaptığı sözleşmelerin ardından, Mustafa Reşit Paşa liderliğinde "Gülhane Hatt-ı Hümâyunu"nu açıklarken, Osmanlı yönetiminin yeni ekonomik politikalarını da açıklamış oluyordu. 19. Yüzyıl Osmanlı Tarihi, Osmanlı yönetiminin ekonomik politikalarının bir anlatımıdır aynı zamanda. Osmanlı Devleti, "kolonici" Batılı devletler karşısından gittikçe zayıfladı ve Sovyet-Rus Tarihçi Noviçev'in sonradan yazdığı gibi "yarı-koloni" bir devlet haline getirildi. bunun aşamaları -"safha"ları-, bir çok 19. Yüzyıl Tarihçisi tarafından araştırıldı. Profesör İlber Ortaylı'nın "İmparatorluğun En Uzun Yüzyılı" kitabı ile, Profesör Noviçev'in "Osmanlı Devleti'nin Yarı-Sömürgeleştirilmesi" kitabı, Tanzimat Tarihi ile ilgili bir çok kaynak kitap, Osmanlı Devleti'nin 19. Yüzyıl'da nasıl "borç"landırıldığını, Batılı "imtiyaz şirketleri"ne nasıl bağlandığını ve nasıl "bağımlı"laştırıldığını anlatır.
1876'da, 2. Abdülhamit ve Sadrazam Mithat Paşa liderliklerinde başlayan politik reformlar, önce ilk Anayasa'nın ve 1. Meclis-i Mebûsan'ın kabûl edilmesi ile gerçekleşirken, çok geçmeden bir karşı-reform hareketi başlar ve 2. Abdülhamit'in "İstibdât Rejimi" otuz üç yıl kadar sürecek bir "politik diktâ"ya dönüşür, 1908 Jön Türk Devrimi ile sona erecek bir "diktâ"dır bu. bu yıllarda, Osmanlı Devleti, Batılı devletlere ve "imtiyaz şirketleri"ne "borç"landırılır ve "bağımlı"laştırılır, Osmanlı Devleti'nin bir çok üretim alanına Batılı devletler ve "imtiyaz şirketleri" hâkim olur.
Osmanlı Devleti, 20. Yüzyıl'a geçildiğinde, "bağımlı" bir devlet olmuştur.
Profesör Şevket Pamuk, "Osmanlı-Türkiye İktisat Tarihi" kitabında, Osmanlı Devleti'nin özellikle ekonomide nasıl "bağımlı"laştırıldığını ayrıntıları ile anlatır.
20. Yüzyıl, dünyada, savaşlar ve devrim hareketleri ile başlamışken, Osmanlı Devleti de bu gelişmelerin dışında kalmamıştı.
Osmanlı Devleti, 20. Yüzyıl'da, topraklarını yitirmeye, "bağımsızlık" hareketleri ile sınırlarının daralması sonunda yeni koşullarda yaşamaya başlamışken, Balkan Savaşı ile sarsıldı. sonra da, 1. Dünya Savaşı'nın nedenleri oluşmaya başladı. bu yıllarda, 1908 Jön Türk Devrimi ile, Osmanlı Devleti'nin hem politik, hem de bürokratik yapısında değişiklikler olmuştur. İttihât ve Terakkî Fırkası liderliğinde, Osmanlı Devleti, politik ve ekonomik alanlarda yenilenmeye başlamıştı. ama, 1. Dünya Savaşı öncesi, Talât Paşa'nın anılarında yazdığı gibi, dünya farklı kamplara bölünürken, bir dünya savaşının hazırlıkları yapılırken, Osmanlı Devleti hükümetleri de Almanya ile aynı safta, 1. Dünya Savaşı'na hazırlanıyordu.
aynı yıllarda, Rus Çarlığı yıkılıyordu, 1917 Şubat Devrimi ile önce Menşevik Hükümet kurulurken, 1917 Ekim Devrimi ile, Vladimir Lenin'in liderliğinde Bolşevik Hükümet kuruldu, bir süre sonra da Rus Çarlığı'nın yerini Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği aldı.
1. Dünya Savaşı'nda yıkılmış devletlerden biri de, Osmanlı Devleti idi. 1918'de, Mondros Mütârekesi ile, Osmanlı Devleti'nin yıkılışı kesinleşti ve uluslararası hukuk açısından sonuçlandı.
1. Dünya Savaşı'nın Osmanlı Devleti'ne ve Osmanlı halklarına "maliyet"i korkunç idi.
Osmanlı Devleti'nin yıkılışının nedenlerini oluşturan koşullardan bazıları, politika ve ekonomi ilişkileri alanında oluşmuştur. Osmanlı Devleti yönetimi, farklı politik kamplara bölünürken, ekonomide bir yandan "borç"lanma ve "savaş ekonomisi", bir yandan da Profesör Donald Quataert'in deyişi ile "Avrupa iktisadî yayılımı", Osmanlı Devleti'nin politik ve ekonomik yıkılışını hazırlamıştır.
2
Osmanlı Devleti'nin politik yapısı, 19. Yüzyıl süresince değişti ve gelişti.
bir yandan da, Osmanlı Devleti'nin üretim alanında reformlarla yenilendiği bir yüzyıldı 19. Yüzyıl.
"Sanayi Devrimi", Osmanlı Devleti'ne çok geç gelmişti, ama, Osmanlı Devleti'nin bazı bölgeleri, 19. Yüzyıl'ın sonlarında "sanayi bölgeleri" haline gelmişti, bir çok "manüfaktür" -"atölye"-, bir çok fabrika, İstanbul, Kocaeli, İzmir, Adana, Bursa gibi kentlerin çevrelerinde kurulmuştu.
aynı yıllarda, Osmanlı Devleti sınırları içinde, limanlar inşâ edildi, demiryolları ve karayolları inşâ edilmeye başlanmıştı, sonraları Almanya'nın "Berlin-Bağdat Demiryolu Projesi"nin bir bölümü de Osmanlı Devleti sınırları içinde inşâ edilmişti.
Osmanlı Devleti'nin tarımı modernleştirme ve makineli tarım tekniklerinin geliştirilmesi yönünde, "kooperatif"lerin kurulması ve yaygınlaştırılması yönünde, tarım bankacılığının kurulması ve geliştirilmesi yönünde, tarım işçiliğine "kalite" kazandırılması yönünde, "toprak reformları" yapılması yönünde ve bazı "toprak vergileri"nin azaltılması ya da reforme edilmesi yönünde attığı adımlar da, 19. Yüzyıl'da, Osmanlı Devleti'nin politika ve ekonomi ilişkilerini anlamak açısından ilginç veriler getirir.
Osmanlı Devleti, "durağan" bir yapıda değildir, çoğu yüzyılda, Osmanlı Devleti, reformcu, hareketli, yenilikçi kişiliğini, üretici ve "dışa açık" yapısını belli eden bir kurumlaşmadır.
Osmanlı bürokratları, dünyaya açık yöneticilerdi. Osmanlı Devleti'nin ekonomik ilişkilerini yürüten yöneticiler, dünyadaki politik ve ekonomik gelişmeleri izliyorlardı.
ama, dünyada yaygın "kolonici kapitalist" gelişmeler, dünyanın "paylaşılması" yönünde "emperyalizm"in oluşması, Vladimir Lenin'in 1916'da yazdığı "Emperyalizm, Kapitalizmin En Yüksek Aşaması" kitabındaki verileri de hatırlayınca, dünyanın farklı "emperyalist kapitalist" devletler ve güçler arasında "savaş"lara varacak bir "çelişme ve çatışma dünyası" haline getirilmesi, Osmanlı Devleti'nin de yıkılışının koşullarını hazırlamıştı.
Osmanlı halkları ise, 1. Dünya Savaşı sonrası, "isyan" etmekten, politik ve ekonomik olanaklarını yeniden kazanmak için ve yeni bir dünyada, yeni bir politik ve ekonomik koşullanma yaratmak için "ayaklanmak"tan başka bir yol bulamamıştı. bir yandan, Balkanlar'daki Osmanlı halkları "isyan" etmişler ve yeni "ulus-devletler" kurmuşlar, bir yandan da, Trakya ve Anadolu'da "isyan" eden Osmanlı halkları, Türk Halkı'nın liderliğinde, 1919 ile 1923 arasında bir "Ulusal Kurtuluş Savaşı" ile yeni Türkiye Cumhuriyeti Devleti'ni kurmuşlardı.
1923'de, Büyük Millet Meclisi kararı ile, Mustafa Kemal Paşa, İsmet Paşa, Ali Fuat Paşa, Celâl Bayar, Fevzi Paşa gibi liderlerce yeni bir politik ve ekonomik "statü" kurulmuştu, yeni Türkiye Cumhuriyeti, özellikle, Sovyetler Birliği, Amerika Birleşik Devletleri ve Fransa'daki Sosyalist Parti Hükümeti tarafından tanınan ve desteklenen yeni bir politik ve ekonomik kuruluşu başlatmıştı. Cumhurbaşkanı Mustafa Kemal Paşa, dünyanın en ciddî devrim ve reform liderlerinden biriydi ve Cumhuriyet Halk Fırkası'nın kurucusu idi, Cumhuriyet Halk Fırkası hükümetleri, 1923 ile 1938 arasında, Cumhurbaşkanı Mustafa Kemal Paşa'nın önerdiği bir çok devrim ve reform hareketlerini gerçekleştirmiş ve Türkiye'de yeni bir politik ve ekonomik ilişkiler alanı ve hukuk yaratmıştı.
Cumhuriyet Halk Fırkası hükümetleri, sanayileşme, tarımın modernleştirilmesi ve makineli tarımın yaygınlaştırılması, toprak reformları, köylüleri yüzyıllarca yıpratan "vergi"lerin kaldırılması ya da azaltılması, Türkiye'nin bölgesel ekonomik eşitsizliklerinin azaltılması, halkın eğitilmesi, sanayide ve tarımda "kalite"nin geliştirilmesi, mühendislik eğitiminin yaygınlaştırılması, üniversite reformlarının sanayileşme ve tarımın modernleştirilmesi reformları ile ilişkili biçimde gerçekleştirilmesi, kentleşmede "plan" ve "disiplin" anlayışı ve bilim ilkelerine göre yapılanmanın yaygınlaştırılması gibi reform adımları atmışlardı.
Osmanlı Devleti'nden Türkiye Cumhuriyeti'ne kalmış "olumlu" ve "olumsuz" güçler, Cumhuriyet Halk Fırkası hükümetleri tarafından yeniden değerlendirilmişti. Türkiye'nin, politik yenilenmesi ile ekonomik yenilenmesi, 1923 ile 1938 yılları arasında, aynı anda ve birbirleri ile bağlı bir biçimde gerçekleştirilmişti.
Türkiye, "1839 Gülhane Hatt-ı Hümâyun"u ile 1938 arasındaki yüzyıl içinde oluşmuş bir devlet ve halk idi, siyasî sınırları da bu yüzyıl içinde oluşmuştu. Osmanlı Devleti'nin yıkılışının politik ve ekonomik "önkoşul"ları kadar, Türkiye Cumhuriyeti'nin kuruluşunun politik ve ekonomik "önkoşul"ları da, 1839 ile 1938 yılları arasındaki yüz yılda oluşmuştu.
SİNAN ÖNER
Türkiye tarihini politika ve ekonomi ilişkileri tarihi diye okumak, bir çok açıdan yararlıdır.
bu alanda, Osmanlı Devleti'nin yıkılış yıllarının getirdiği bazı örnekleri, tarihçiler araştırdılar ve yazdılar.
örneğin, Profesör Zafer Toprak, "Türkiye'de Millî İktisat" kitabında, Profesör Tarık Zafer Tunaya, "Türkiye'de Siyasî Partiler" kitabında, Profesör Feroz Ahmad, "Jön Türkler ve İttihât ve Terakkî" kitabında, Profesör Halil İnalcık, "Economic and Social History of Ottoman Empire" kitabında, Profesör Bernard Lewis, "Modern Türkiye'nin Oluşumu" kitabında, Osmanlı Devleti'nin politika ve ekonomi ilişkileri açısından tarihini araştırmışlardı.
Osmanlı Devleti, 19. Yüzyıl'da, önce 1839'da, İngiltere ile yaptığı sözleşmelerin ardından, Mustafa Reşit Paşa liderliğinde "Gülhane Hatt-ı Hümâyunu"nu açıklarken, Osmanlı yönetiminin yeni ekonomik politikalarını da açıklamış oluyordu. 19. Yüzyıl Osmanlı Tarihi, Osmanlı yönetiminin ekonomik politikalarının bir anlatımıdır aynı zamanda. Osmanlı Devleti, "kolonici" Batılı devletler karşısından gittikçe zayıfladı ve Sovyet-Rus Tarihçi Noviçev'in sonradan yazdığı gibi "yarı-koloni" bir devlet haline getirildi. bunun aşamaları -"safha"ları-, bir çok 19. Yüzyıl Tarihçisi tarafından araştırıldı. Profesör İlber Ortaylı'nın "İmparatorluğun En Uzun Yüzyılı" kitabı ile, Profesör Noviçev'in "Osmanlı Devleti'nin Yarı-Sömürgeleştirilmesi" kitabı, Tanzimat Tarihi ile ilgili bir çok kaynak kitap, Osmanlı Devleti'nin 19. Yüzyıl'da nasıl "borç"landırıldığını, Batılı "imtiyaz şirketleri"ne nasıl bağlandığını ve nasıl "bağımlı"laştırıldığını anlatır.
1876'da, 2. Abdülhamit ve Sadrazam Mithat Paşa liderliklerinde başlayan politik reformlar, önce ilk Anayasa'nın ve 1. Meclis-i Mebûsan'ın kabûl edilmesi ile gerçekleşirken, çok geçmeden bir karşı-reform hareketi başlar ve 2. Abdülhamit'in "İstibdât Rejimi" otuz üç yıl kadar sürecek bir "politik diktâ"ya dönüşür, 1908 Jön Türk Devrimi ile sona erecek bir "diktâ"dır bu. bu yıllarda, Osmanlı Devleti, Batılı devletlere ve "imtiyaz şirketleri"ne "borç"landırılır ve "bağımlı"laştırılır, Osmanlı Devleti'nin bir çok üretim alanına Batılı devletler ve "imtiyaz şirketleri" hâkim olur.
Osmanlı Devleti, 20. Yüzyıl'a geçildiğinde, "bağımlı" bir devlet olmuştur.
Profesör Şevket Pamuk, "Osmanlı-Türkiye İktisat Tarihi" kitabında, Osmanlı Devleti'nin özellikle ekonomide nasıl "bağımlı"laştırıldığını ayrıntıları ile anlatır.
20. Yüzyıl, dünyada, savaşlar ve devrim hareketleri ile başlamışken, Osmanlı Devleti de bu gelişmelerin dışında kalmamıştı.
Osmanlı Devleti, 20. Yüzyıl'da, topraklarını yitirmeye, "bağımsızlık" hareketleri ile sınırlarının daralması sonunda yeni koşullarda yaşamaya başlamışken, Balkan Savaşı ile sarsıldı. sonra da, 1. Dünya Savaşı'nın nedenleri oluşmaya başladı. bu yıllarda, 1908 Jön Türk Devrimi ile, Osmanlı Devleti'nin hem politik, hem de bürokratik yapısında değişiklikler olmuştur. İttihât ve Terakkî Fırkası liderliğinde, Osmanlı Devleti, politik ve ekonomik alanlarda yenilenmeye başlamıştı. ama, 1. Dünya Savaşı öncesi, Talât Paşa'nın anılarında yazdığı gibi, dünya farklı kamplara bölünürken, bir dünya savaşının hazırlıkları yapılırken, Osmanlı Devleti hükümetleri de Almanya ile aynı safta, 1. Dünya Savaşı'na hazırlanıyordu.
aynı yıllarda, Rus Çarlığı yıkılıyordu, 1917 Şubat Devrimi ile önce Menşevik Hükümet kurulurken, 1917 Ekim Devrimi ile, Vladimir Lenin'in liderliğinde Bolşevik Hükümet kuruldu, bir süre sonra da Rus Çarlığı'nın yerini Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği aldı.
1. Dünya Savaşı'nda yıkılmış devletlerden biri de, Osmanlı Devleti idi. 1918'de, Mondros Mütârekesi ile, Osmanlı Devleti'nin yıkılışı kesinleşti ve uluslararası hukuk açısından sonuçlandı.
1. Dünya Savaşı'nın Osmanlı Devleti'ne ve Osmanlı halklarına "maliyet"i korkunç idi.
Osmanlı Devleti'nin yıkılışının nedenlerini oluşturan koşullardan bazıları, politika ve ekonomi ilişkileri alanında oluşmuştur. Osmanlı Devleti yönetimi, farklı politik kamplara bölünürken, ekonomide bir yandan "borç"lanma ve "savaş ekonomisi", bir yandan da Profesör Donald Quataert'in deyişi ile "Avrupa iktisadî yayılımı", Osmanlı Devleti'nin politik ve ekonomik yıkılışını hazırlamıştır.
2
Osmanlı Devleti'nin politik yapısı, 19. Yüzyıl süresince değişti ve gelişti.
bir yandan da, Osmanlı Devleti'nin üretim alanında reformlarla yenilendiği bir yüzyıldı 19. Yüzyıl.
"Sanayi Devrimi", Osmanlı Devleti'ne çok geç gelmişti, ama, Osmanlı Devleti'nin bazı bölgeleri, 19. Yüzyıl'ın sonlarında "sanayi bölgeleri" haline gelmişti, bir çok "manüfaktür" -"atölye"-, bir çok fabrika, İstanbul, Kocaeli, İzmir, Adana, Bursa gibi kentlerin çevrelerinde kurulmuştu.
aynı yıllarda, Osmanlı Devleti sınırları içinde, limanlar inşâ edildi, demiryolları ve karayolları inşâ edilmeye başlanmıştı, sonraları Almanya'nın "Berlin-Bağdat Demiryolu Projesi"nin bir bölümü de Osmanlı Devleti sınırları içinde inşâ edilmişti.
Osmanlı Devleti'nin tarımı modernleştirme ve makineli tarım tekniklerinin geliştirilmesi yönünde, "kooperatif"lerin kurulması ve yaygınlaştırılması yönünde, tarım bankacılığının kurulması ve geliştirilmesi yönünde, tarım işçiliğine "kalite" kazandırılması yönünde, "toprak reformları" yapılması yönünde ve bazı "toprak vergileri"nin azaltılması ya da reforme edilmesi yönünde attığı adımlar da, 19. Yüzyıl'da, Osmanlı Devleti'nin politika ve ekonomi ilişkilerini anlamak açısından ilginç veriler getirir.
Osmanlı Devleti, "durağan" bir yapıda değildir, çoğu yüzyılda, Osmanlı Devleti, reformcu, hareketli, yenilikçi kişiliğini, üretici ve "dışa açık" yapısını belli eden bir kurumlaşmadır.
Osmanlı bürokratları, dünyaya açık yöneticilerdi. Osmanlı Devleti'nin ekonomik ilişkilerini yürüten yöneticiler, dünyadaki politik ve ekonomik gelişmeleri izliyorlardı.
ama, dünyada yaygın "kolonici kapitalist" gelişmeler, dünyanın "paylaşılması" yönünde "emperyalizm"in oluşması, Vladimir Lenin'in 1916'da yazdığı "Emperyalizm, Kapitalizmin En Yüksek Aşaması" kitabındaki verileri de hatırlayınca, dünyanın farklı "emperyalist kapitalist" devletler ve güçler arasında "savaş"lara varacak bir "çelişme ve çatışma dünyası" haline getirilmesi, Osmanlı Devleti'nin de yıkılışının koşullarını hazırlamıştı.
Osmanlı halkları ise, 1. Dünya Savaşı sonrası, "isyan" etmekten, politik ve ekonomik olanaklarını yeniden kazanmak için ve yeni bir dünyada, yeni bir politik ve ekonomik koşullanma yaratmak için "ayaklanmak"tan başka bir yol bulamamıştı. bir yandan, Balkanlar'daki Osmanlı halkları "isyan" etmişler ve yeni "ulus-devletler" kurmuşlar, bir yandan da, Trakya ve Anadolu'da "isyan" eden Osmanlı halkları, Türk Halkı'nın liderliğinde, 1919 ile 1923 arasında bir "Ulusal Kurtuluş Savaşı" ile yeni Türkiye Cumhuriyeti Devleti'ni kurmuşlardı.
1923'de, Büyük Millet Meclisi kararı ile, Mustafa Kemal Paşa, İsmet Paşa, Ali Fuat Paşa, Celâl Bayar, Fevzi Paşa gibi liderlerce yeni bir politik ve ekonomik "statü" kurulmuştu, yeni Türkiye Cumhuriyeti, özellikle, Sovyetler Birliği, Amerika Birleşik Devletleri ve Fransa'daki Sosyalist Parti Hükümeti tarafından tanınan ve desteklenen yeni bir politik ve ekonomik kuruluşu başlatmıştı. Cumhurbaşkanı Mustafa Kemal Paşa, dünyanın en ciddî devrim ve reform liderlerinden biriydi ve Cumhuriyet Halk Fırkası'nın kurucusu idi, Cumhuriyet Halk Fırkası hükümetleri, 1923 ile 1938 arasında, Cumhurbaşkanı Mustafa Kemal Paşa'nın önerdiği bir çok devrim ve reform hareketlerini gerçekleştirmiş ve Türkiye'de yeni bir politik ve ekonomik ilişkiler alanı ve hukuk yaratmıştı.
Cumhuriyet Halk Fırkası hükümetleri, sanayileşme, tarımın modernleştirilmesi ve makineli tarımın yaygınlaştırılması, toprak reformları, köylüleri yüzyıllarca yıpratan "vergi"lerin kaldırılması ya da azaltılması, Türkiye'nin bölgesel ekonomik eşitsizliklerinin azaltılması, halkın eğitilmesi, sanayide ve tarımda "kalite"nin geliştirilmesi, mühendislik eğitiminin yaygınlaştırılması, üniversite reformlarının sanayileşme ve tarımın modernleştirilmesi reformları ile ilişkili biçimde gerçekleştirilmesi, kentleşmede "plan" ve "disiplin" anlayışı ve bilim ilkelerine göre yapılanmanın yaygınlaştırılması gibi reform adımları atmışlardı.
Osmanlı Devleti'nden Türkiye Cumhuriyeti'ne kalmış "olumlu" ve "olumsuz" güçler, Cumhuriyet Halk Fırkası hükümetleri tarafından yeniden değerlendirilmişti. Türkiye'nin, politik yenilenmesi ile ekonomik yenilenmesi, 1923 ile 1938 yılları arasında, aynı anda ve birbirleri ile bağlı bir biçimde gerçekleştirilmişti.
Türkiye, "1839 Gülhane Hatt-ı Hümâyun"u ile 1938 arasındaki yüzyıl içinde oluşmuş bir devlet ve halk idi, siyasî sınırları da bu yüzyıl içinde oluşmuştu. Osmanlı Devleti'nin yıkılışının politik ve ekonomik "önkoşul"ları kadar, Türkiye Cumhuriyeti'nin kuruluşunun politik ve ekonomik "önkoşul"ları da, 1839 ile 1938 yılları arasındaki yüz yılda oluşmuştu.
SİNAN ÖNER
Nessun commento:
Posta un commento